Büşra Çakır – Okan Üniversitesi Gastronomi Bölümü
Bütün stresinizi geldiğiniz yerde bırakmaya hazır olun. Çünkü doğa sizi kucaklamaya hazır. Trabzon’un her yanı; yeşilin tonlarıyla, tarihi eserleriyle, cana yakın insanları ve birbirinden lezzetli yemekleriyle size gülümsüyor. Trabzon’a adım attığım an, Türkiye’de üç yerde bulunan Ayasofya Cami’ni ziyarete gittim. Eskiden bir kilise olduğu için duvarlarındaki resimler ve ince oymaları gözlerinizi adeta büyülüyor. Hatta ben o kadar büyülendim ki sırt çantamı içeride unuttum.
Ardından Sümela Manastırı’nı görmeye gittim. Gerçekten eşi benzeri olmayan ve hala bütün ihtişamıyla ayakta duran bu manastır başınızı döndürüyor. Yapıldığı dağ ile birleşmiş ve sanki bir parçası gibi, en başından beri oradaymış hissi veriyor ama ne yazık ki restorasyon sebebiyle içine giremedim gene de onu dışarıdan görmek bile çok güzeldi.
Sümela Manastırı’ndan sonra Çal Mağarası’na doğru yola çıktım. Mağaraya varana kadar doğanın içinde güzel bir yürüyüşü deneyimlemiş oldum. Yanınızda mutlaka birilerini götürün çünkü muhabbet etmek için yeterince vaktiniz oluyor. Mağaranın içi gerçekten çok büyük ve bir o kadar da güzel. Mutlaka duvarlarına dokunun elinizde bıraktığı hissi seveceğinizi düşünüyorum çünkü ben çok sevmiştim.
Bu kadar yer gezdikten sonra acıktık sanki? Trabzon’un vazgeçilmezlerinden biri olan kuymak diğer adıyla mıhlama yemeye ne dersiniz? Kayabaşı Yaylası’nda eşsiz bir kuymak yedim gerçekten tadı damağımda kaldı diyebilirim. Diğer yediğim kuymaklardan farklıydı, normalde yapılan kuymaklarda genellikle Trabzon’un kuymak için üretilen Kolot adı verilen bir peyniri kullanılır ama pahalı bir ürün olduğu için içine kaşar peyniri de katılır. İşte yediğim kuymağın püf noktası da burada sadece Kolot peyniri kullanılarak yapılmış ve peynirin özelliğinden dolayı yoğun bir kıvama sahipti. Yediğim kuymak eşliğinde aldığım yayla havasıyla kendime geldim diyebilirim.
Yayladan Trabzon’un merkezine inip çarşılarında biraz gezinmenizi tavsiye ederim. Hele benim gibi tatlı düşkünüyseniz, Nejla Hanım Ev Tatlıları’nda ister sütlaç isterseniz Laz Böreği yiyebilirsiniz ama ben size Laz Böreğini tavsiye ederim daha önce hiç tatmadıysanız tabiki. Laz Böreği adı gibi bir börek değil aslında bir tatlıdır. Kırk bezeden yapılır ve tam ortasına muhallebi dökülür ardından şerbetle ıslatılır. Eğer çok şekerli olduğunu düşünüyorsanız, şerbetsiz olanı da mevcut bu diğerine kıyasla daha hafif bir tatlı olmakta. Bir kere tattıktan sonra müptelası olabilirsiniz dikkat edin derim.
Sabah erken saatlerde mutlaka Uzun Gölü ziyaret etmenizi tavsiye ederim çünkü ilerleyen saatlerde daha kalabalık oluyor. Adı gibi uzun ve geniş bir göl. Etrafındaki dağlar adeta bir çiçeğin yaprakları gibi kuşatmış gölü.
Uzun Göl’den sonra meşhur Ayder Yaylası’na da da bir çıkıp bakalım, gene dağların yamaçlarında yer alan bu yayla yazın ortasında bile dağlarında kar barındırıyor. Düşünün ki mayıs, haziran ayları hava sıcak, ardından dağlara bakıyorsunuz karları görüyorsunuz eşsiz bir güzellik.
Trabzon en başta da söylediğim gibi size gülümsüyor. Yaylalarda o uçsuz bucaksız manzaraları izlerken gözleriniz yeşilin bin bir rengiyle çoşarken siz de ona gülümseyin. Eğer zamanınız kısıtlıysa saydıklarımın hepsini iki gün içinde yapabilirsiniz. Hayatınıza bir mola verin ve doğaya sarılın.
Kaynak: yoldasın